SON DAKİKA

SAĞLIK

Sürekli yorgunluk günlük yaşamı tehdit ediyor

Yeterli uyku ve dinlenmeye rağmen bir türlü geçmeyen yorgunluk, çoğu zaman göz ardı edilen bir sağlık uyarısı olarak kabul ediliyor ve uzmanlar, yoğun çalışma temposunun ardından hissedilen normal bitkinliğin birkaç gün içinde geçmesi beklenirken; bu sürenin uzaması, sabahları zinde uyanamama ve hafta sonu tatilinin bile enerjiyi geri getirememesi durumunda vücudun ciddi bir sinyal verdiğini ifade ediyor. Bu tablonun basit bir halsizlik olarak nitelendirilmemesi gerektiğini vurgulayan uzmanlar, şikayetin altında yatan pek çok farklı tıbbi durumun araştırılması gerektiğini belirtiyor ve uzun süreli bitkinliğin, vücutta sessizce ilerleyen kronik bir hastalığın ilk belirtisi olabileceği ihtimali, konunun ciddiyetini artıyor.

İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Fatma Özenç Turşak, sürekli yorgunluk şikayetiyle kendisine başvuran hastalarda öncelikle demir eksikliği ihtimalini değerlendirdiğini aktarıyor ve demir mineralinin vücutta oksijenin taşınmasındaki hayati rolüne dikkat çekerek, bu elementin eksikliği durumunda kişinin kendini sürekli bitkin ve enerjisiz hissettiğini dile getiriyor. İleri safhalarda kansızlığa dönüşebilen bu durumun, henüz anemi gelişmeden önce bile konsantrasyon güçlüğü, saç dökülmesi ve yorgunluk gibi belirtilerle kendini gösterebildiğini ifade eden Turşak, özellikle yoğun adet kanaması yaşayan kadınların bu açıdan mutlaka değerlendirilmesi gerektiğini söylüyor ve demir eksikliğinin yalnızca beslenme alışkanlıklarına bağlanmaması gerektiğini, altta yatan başka bir sağlık sorununun da araştırılması gerektiğini aktarıyor.

Vitamin eksiklikleri de kronik yorgunluğun en sık karşılaşılan nedenleri arasında yer alıyor ve Uzm. Dr. Turşak, özellikle hayvansal gıdaları kısıtlı tüketen bireylerde ve sindirim sisteminde emilim sorunu bulunan hastalarda B12 vitamini seviyelerinin kontrol edilmesi gerektiğini belirtiyor. Bu vitaminin eksikliğinde yorgunluğa ek olarak baş ağrısı, unutkanlık, dikkat dağınıklığı ve bazı nörolojik yakınmaların da eşlik edebileceğini kaydeden Turşak, folat eksikliğinin de benzer şekilde kansızlık ve halsizlik tablosu oluşturabildiğini vurguluyor ve D vitamini eksikliğinin ise bazı kişilerde kas güçsüzlüğü ve yorgunluk ile ilişkili olduğunu, bu nedenle güneş ışığından yeterince faydalanamayan kişilerin de risk grubunda sayıldığını ifade ediyor.

Tiroit bezinin metabolizma hızını düzenleyen hormonları üretmedeki aksaklıklar da yorgunluk tablosunun önemli bir parçasını oluşturuyor ve tiroit hormonlarının yetersiz salgılandığı hipotiroidi durumunun; yorgunluk ve halsizliğin yanı sıra üşüme, kilo artışı, kabızlık, cilt kuruluğu, saç dökülmesi ve nabız yavaşlaması gibi belirtilerle kendini gösterdiğini aktaran uzmanlar, bu semptomların bir arada görülmesi halinde tiroit fonksiyon testlerinin yapılması gerektiğini söylüyor ve metabolizmanın yavaşlamasına bağlı olarak ortaya çıkan bu tablonun, özellikle orta yaş ve üzeri kadınlarda daha sık görüldüğüne dikkat çekiliyor.

Yorgunluğun altında yatan bir diğer ciddi sağlık sorunu ise uyku apnesi olarak öne çıkıyor ve uyku sırasında solunumun tekrarlayan duraklamalara uğraması, kişinin gece boyunca yeterince derin uyku evresine geçememesine neden oluyor, bu durum da hastanın sabaha yorgun uyanmasına ve gün içinde aşırı uyku haline yol açıyor. Uzm. Dr. Turşak, gece uykusunun yeterli süre olmasına rağmen dinlenmiş hissetmemenin, horlama ve tanıklı solunum durması gibi bulgularla birleştiğinde uyku apnesi açısından değerlendirme yapılması gerektiğini aktarıyor ve ayrıca kontrolsüz diyabet ile diğer kronik hastalıkların da vücudun enerji dengesini bozarak sürekli bitkinlik hissi oluşturabildiğini ifade ediyor.

Uzm. Dr. Fatma Özenç Turşak, yorgunluğun tek başına bir hastalık olmadığını, aksine vücudun ilettiği önemli bir sinyal olduğunu dile getiriyor ve özellikle yeterli uyku ile dinlenmeye rağmen süregelen, zamanla şiddeti artan veya beraberinde başka belirtilerin eşlik ettiği yorgunluk durumunda bir hekime başvurulması gerektiğinin altını çiziyor. Bu tür bir yorgunluğun ciddiye alınması gerektiğini belirten Turşak, erken teşhisin tedavi sürecindeki başarı oranını önemli ölçüde artırdığını sözlerine ekliyor ve günlük yaşam kalitesini düşüren bu durumun, doğru teşhis konduğunda ve uygun tedavi planı oluşturulduğunda büyük ölçüde ortadan kalkabileceği kaydediliyor.

İlgili Makaleler