Türkiye ekonomisinin son yıllardaki en kritik tartışma başlıklarından biri, sanayinin uluslararası alanda nasıl konumlandığı ve maliyet baskılarının üretim tabanını ne ölçüde aşındırdığı sorusu etrafında şekilleniyor. Bu soruya yanıt arayan iş dünyası temsilcileri, rekabetçilik meselesinin yalnızca para politikasıyla sınırlı tutulamayacağını, üretim yapısının bütüncül bir yaklaşımla ele alınması gerektiğini savunuyor. TÜSİAD Başkanı Ozan Diren, Elazığ’da düzenlenen 27. İş Dünyası Zirvesi’nde yaptığı konuşmada, sanayinin ve ihracatın önünü açacak kalıcı bir çerçevenin aciliyetine işaret etti. Diren’in gündeme taşıdığı başlıklar, son beş yılda tüm sektörlerde yaşanan rekabet gücü erozyonunun yapısal nedenlerine ve bu erozyonun nasıl tersine çevrilebileceğine odaklandı.
Dünya ekonomisinde ticaret kurallarının hızla değiştiğini ve tedarik zincirlerinin baştan kurgulandığını belirten Diren, ülkelerin ve şirketlerin artık yalnızca en düşük maliyetli tedarikçiyi değil, en güvenilir ve en dayanıklı iş ortağını aradığını söyledi. Diren’e göre Türkiye bu dönüşümün içine güçlü bir üretim altyapısıyla, esnek üretim kabiliyetiyle, girişimci iş kültürüyle ve Avrupa değer zinciriyle kurduğu derin bağlarla giriyor. Ancak bu potansiyel kendiliğinden bir üstünlüğe dönüşmüyor. Diren, kalıcı belirsizlik çağında dayanıklılığın artırılması için doğru teşhis, ortak yön ve güçlü uygulama kapasitesi gerektiğini söyledi. Uzun vadeli dayanıklılık için 10-15 yıllık bir sanayi stratejisi planlanması gerektiğini belirtti. Bu stratejinin yalnızca kısa vadeli denge arayışlarıyla değil, yapısal dönüşüm hedefleriyle desteklenmesi gerektiğini savundu.
Son üç yıldır makroekonomik dengelenme ve istikrar arayışının sürdüğünü hatırlatan Diren, enflasyonla mücadelenin bu çerçevenin vazgeçilmez parçası olduğunu ancak kalıcı başarı için para ve maliye politikalarının yanına reform ve sanayi politikası ayağının da eklenmesi gerektiğini belirtti. Talep koşulları dengelenirken orta vadede üretim kapasitesinin, verimliliğin ve teknolojik etkinliğin artırılması zorunluluğuna dikkat çeken Diren, sanayinin kayıtlı istihdamını ve ihracatın nefes alanını genişletmek gerektiğini söyledi. TÜSİAD Maliyet Bazlı Rekabet Endeksi’nin son verilerinin de bu ihtiyacı doğruladığını aktaran Diren, 2024’ün ikinci çeyreğinde maliyet bazlı rekabet gücünün bir önceki çeyreğe kıyasla yüzde 1,3, geçen yılın aynı dönemine kıyasla ise yüzde 2,9 azaldığını açıkladı. Son iki yılda gıda, kimyasal ürünler, kauçuk ve plastik gibi sektörler ortalamadan daha fazla rekabet kaybı yaşadı. Ana metal, fabrikasyon metal, elektrikli teçhizat ve motorlu kara taşıtları gibi alanlardaki kayıp diğerlerine göre sınırlı kaldı.
Diren, rekabetçiliğin yalnızca kurdan ve faizden ibaret olmadığını ifade etti. Ona göre teknoloji, inovasyon, verimlilik, sürdürülebilirlik ve nitelikli istihdam da rekabetin asli unsurları arasında yer alıyor. Maliyetler kalıcı biçimde bozulduğunda şirketlerin bu alanlara yatırım yapma gücü de zayıflıyor. Diren, dezenflasyon hedefi korunurken üretici, ihracat ve dönüşüm yatırımları için hedefli, seçici, şeffaf ve ölçülebilir finansman imkanları oluşturulması gerektiğini vurguladı. Ona göre desteklerin başarısı kullandırılan kaynakla değil; verimlilik, ihracat, teknoloji, enerji tasarrufu ve nitelikli istihdam üzerindeki etkisiyle ölçülmeli. Bu çerçevenin, sanayinin nefes alanını genişletirken aynı zamanda dönüşümü hızlandıracak bir yol haritası sunduğunu savundu.





