SON DAKİKA

EKONOMİ

Fed’in Şahin İsmi Enflasyonda Küresel Baskılara Karşı Temkinli Duruşunu Koruyor

Küresel piyasalar, büyük merkez bankalarının para politikası rotasını belirleyecek yeni sinyalleri değerlendirirken, ABD Merkez Bankası (Fed) yetkililerinden gelen açıklamalar ekonomi gündeminin merkezine yerleşti ve yatırımcıların risk iştahını doğrudan etkiledi. Özellikle enflasyonla mücadelede sona gelindiğine dair iyimserliğin zayıfladığı bir dönemde, Fed içindeki şahin kanadın temsilcilerinden biri olarak bilinen Kansas City Fed Başkanı Jeffrey Schmid, fiyat istikrarına ilişkin dikkat çekici uyarılarda bulundu. Schmid’in değerlendirmeleri, para politikasının gelecekteki adımlarının piyasa beklentilerinden farklılaşabileceğine işaret eden sinyaller içerdiği için yatırımcılar tarafından yakından izlendi ve bu durum küresel tahvil piyasalarından hisse senedi endekslerine kadar geniş bir yelpazede risk algısının yeniden şekillenmesine yol açtı.

Schmid, iş gücü piyasasının mevcut konumuna dair değerlendirmesinde dengeli bir tabloya işaret ederken, ekonomik büyümenin ise sağlam bir görünüm sergilediğini ifade etti ve bu dayanıklılığın beraberinde enflasyonist riskleri de getirebileceğini savundu. Fed yetkilisi, fiyat artışlarının çeşitli mal ve hizmet kategorilerinde hızlı bir şekilde yükseldiğini dile getirerek, enflasyonun sadece belirli kalemlerde değil ekonominin geneline yayılan bir yapıda olduğunu ortaya koydu. Özellikle hizmet enflasyonundaki katılığın sürmesi, merkez bankasının faiz indirim döngüsüne başlama konusunda aceleci davranmayacağı yönündeki beklentileri güçlendirirken, piyasa katılımcılarının da bu yönde pozisyon almasına neden oluyor.

Petrol fiyatlarının enflasyon üzerindeki etkisine de değinen Schmid, bu değişkenin fiyat istikrarı açısından tek belirleyici olmadığını, ancak önemli bir faktör olarak öne çıktığını vurguladı ve enerji maliyetlerindeki dalgalanmaların tüketici fiyatları üzerinde doğrudan bir baskı oluşturduğunu kabul etti. Buna karşın enflasyonun ana eğilimini anlamak için enerji dışı kalemlerin de dikkatle izlenmesi gerektiğini aktaran Schmid’in bu yaklaşımı, Fed’in enflasyonu değerlendirirken tek bir göstergeye bağlı kalmayıp geniş bir veri setini analiz ettiğini ortaya koyuyor ve piyasa katılımcıları da bu tür açıklamaları bankanın veri odaklı yaklaşımını teyit eden unsurlar olarak yorumluyor.

Fed yetkilisinin açıklamaları, küresel piyasaların genel seyriyle aynı döneme denk geldi ve yatırımcıların temkinli iştahını yansıtan sınırlı iyimserlik sinyalleri öne çıktı. New York borsasında S&P 500 endeksi günü yüzde 0,2, Nasdaq 100 endeksi ise yüzde 0,7 oranında artışla tamamlarken, tahvil piyasasında hareketlilik daha belirgin hissedildi ve ABD 2 yıllık tahvil faizleri 7 baz puan artışla yüzde 4,74 seviyesine yükselerek Temmuz 2024’ten bu yana en yüksek noktasına ulaştı. Bu yükseliş, kısa vadeli faiz beklentilerinin yukarı yönlü revize edildiğini gösterirken, Fed’in şahin mesajlarının tahvil piyasasında karşılık bulduğunu ortaya koydu ve faizlerdeki bu seyir borçlanma maliyetleri üzerinden ekonomik aktiviteyi de dolaylı olarak etkiliyor.

Avrupa tarafında ise tahvil piyasalarındaki baskı daha da dikkat çekici boyutlara ulaştı ve Fransa’nın 10 yıllık tahvil faizleri 11 baz puan artışla yüzde 4,56’ya yükselerek 2008 yılından bu yana en yüksek seviyesine çıktı. Bu gelişme, sadece Fed kaynaklı bir dalgalanmanın değil, Avrupa’nın kendi iç dinamiklerinden kaynaklanan risklerin de fiyatlandığını gösteriyor; Fransa’daki siyasi belirsizlikler ve maliye politikasına dair endişeler, tahvil faizlerindeki yükselişi tetikleyen unsurlar arasında sıralanıyor. Avrupa Merkez Bankası’nın para politikası duruşu ile üye ülkelerin maliye politikaları arasındaki uyumsuzluk, tahvil piyasalarında ayrışmayı derinleştirirken, yatırımcıların risk algısını da yeniden şekillendiriyor.

Yurt içi piyasalar da küresel dalgalanmadan bağımsız hareket edemedi ve Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi günü yüzde 1,67 düşüşle 13 bin 284 puandan tamamladı. Bankacılık endeksindeki gün içi düşüşün yüzde 2’yi aşması, özellikle faiz hassasiyeti yüksek sektörlerin küresel tahvil faizlerindeki yükselişten olumsuz etkilendiğini gösterdi ve yatırımcıların gelişmekte olan piyasalardan çıkış eğilimini güçlendiren bu tablo, Türkiye gibi dış finansman ihtiyacı yüksek ekonomiler için ek risk unsuru oluşturuyor. Yurt içi faizler ve kur üzerindeki baskının, önümüzdeki dönemde para politikası tercihlerini şekillendirmesi bekleniyor.

Fed’in enflasyonla mücadelede henüz istenen noktaya ulaşılamadığına dair mesajları, küresel ekonomide yeni bir belirsizlik katmanı oluşturuyor ve Schmid’in çeşitli mal ve hizmetlerde fiyat artışlarının hızla yükseldiğine dair tespiti, enflasyonun yapışkan bir seyir izlediğine işaret ediyor. Bu durum, merkez bankalarının faiz indirim takvimlerini ötelemesine yol açarken, piyasa katılımcılarının da beklentilerini yeniden ayarlamasını gerektiriyor ve para politikasının sıkı kalma süresinin uzaması, küresel büyüme görünümü üzerinde aşağı yönlü riskleri artırabilecek bir faktör olarak değerlendiriliyor.

İlgili Makaleler