İstanbul Devlet Opera ve Balesi, 2026-2027 sanat sezonunun perdesini klasik müzik repertuvarının en güçlü yapıtlarından biriyle araladı ve kurum sezon açılışını Beethoven’ın Dokuzuncu Senfonisi ile yaparak hem sanat takvimine iddialı bir giriş yaptı hem de uzun bir aradan sonra seyircisiyle buluşmanın heyecanını yaşadı. Böylesi bir açılış tercihi, opera ve bale sahnesinin yalnızca görsel bir şölen olmadığını, aynı zamanda orkestra ve koro disiplininin birlikte sınandığı bir alan olduğunu bir kez daha hatırlattı; sezonun ilk konseri, kurumun sanatsal yöneliminin hangi eksende şekilleneceğine dair de güçlü bir işaret olarak okundu.
Dokuzuncu Senfoni, bestelendiği günden bu yana insanlığın ortak duygularını ve umutlarını taşıyan bir yapıt olarak kabul görüyor ve Beethoven’ın bu eseri yalnızca müzikal yapısıyla değil, son bölümünde yer alan koro bölümüyle de sanat tarihinde ayrı bir yere yerleşmiş durumda. Yapıtın kapsayıcı temaları farklı dönemlerde farklı toplumlar tarafından yeniden yorumlandı ve her seferinde yeni anlam katmanları kazandı; İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin sezon açılışını bu esere ayırması, izleyiciye hem tanıdık hem de derinlikli bir başlangıç sundu. Böyle bir tercih, kurumun klasik mirasa bağlılığını korurken çağdaş sahne anlayışını da sürdürdüğünü gösterdi.
Konserde İDOB Orkestrası, İbrahim Yazıcı’nın yönetiminde sahne aldı; aynı konserde İDOB Korosu ise Paolo Villa’nın yönetiminde performans sergiledi. Orkestra ve koronun aynı akşamda buluşması, eserin gerektirdiği geniş kadro yapısını ortaya koydu ve sahne disiplininin ne denli kapsamlı bir hazırlık gerektirdiğini gözler önüne serdi; iki ayrı şefin yönetimindeki toplulukların uyumu, sezon açılışına yakışan bir bütünlük oluşturdu. Bu tür bir eşleşme, hem orkestra hem de koro repertuvarının kesiştiği noktada seyirciye zengin bir dinleme deneyimi sundu.
Solist kadrosunda soprano Dilruba Bilgi, mezzo soprano Aylin Ateş, tenor Berk Dalkılıç ve bas Burak Bilgili yer aldı; dört farklı ses renginin aynı eserde bir araya gelmesi, Dokuzuncu Senfoni’nin koro ve solist bölümlerinin gerektirdiği katmanlı yapıyı sahneye taşıdı. Her bir solistin kendi registerında üstlendiği görev, eserin bütünsel akışı içinde ayrı bir önem taşıdı; soprano ve mezzo soprano ile tenor ve bas arasındaki denge, yapıtın duygusal eğrisini izleyiciye aktarmanın temel aracı oldu. Böyle bir kadro, sezon açılışının sanatsal çıtasını da yukarıya çekti.
İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin sezon açılışını bir senfoni konseriyle yapması, kurumun sahne sanatları anlayışının sınırlarını genişlettiğini gösteriyor; opera ve bale dünyasında orkestra ile koronun merkezde olduğu bir açılış, seyirciye hem müzikal hem de kurumsal bir süreklilik mesajı veriyor. Bu tür konserler, sahne sanatları kurumlarının yalnızca prodüksiyon değil, aynı zamanda repertuvar çeşitliliği üzerinden de kendini konumlandırdığı bir alan yaratıyor; kurumun sezon boyunca hangi eserlerle seyirci karşısına çıkacağı, bu açılışın bıraktığı izle birlikte değerlendirilecek.
Dokuzuncu Senfoni, 23 Eylül’de Atatürk Kültür Merkezi Opera Salonu’nda bir kez daha seslendirilecek ve böylece açılış konserini kaçıran sanatseverler için yapıtı yeniden dinleme fırsatı doğacak. Aynı eserin kısa aralıkla iki kez sahnelenmesi, yapıtın repertuvardaki ağırlığını ve seyirci ilgisini göstermesi açısından anlamlı bir tercih olarak okunuyor; Atatürk Kültür Merkezi Opera Salonu’nun akustiği, bu ölçekteki bir eserin icrası için uygun bir zemin sunuyor. Sezonun ilk günlerinde sahnelenen bu yapıt, izleyiciye hem müzikal hem de mekânsal bir bütünlük deneyimi vaat ediyor.





