Dünya genelinde her yıl milyonlarca erkeği etkileyen prostat kanseri, erkeklerde en sık görülen ikinci kanser türü olarak sağlık gündeminin önemli başlıkları arasında yer alıyor. Dünya Sağlık Örgütüne bağlı Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansının 2022 verilerine göre, dünya çapında yaklaşık 1 milyon 467 bin erkeğe prostat kanseri tanısı konuldu ve bu tablo, hastalığın erken dönemde tespit edilmesinin ve doğru bir tedavi yol haritasının çizilmesinin ne kadar kritik olduğunu gözler önüne seriyor. Uzmanlar, prostat kanserinde başarılı bir sürecin yalnızca erken tanıyla sınırlı kalmadığını, tanıdan tedaviye uzanan aşamaların çok yönlü ve kişiye özel bir yaklaşımla ele alınması gerektiğini vurguluyor.
Ufuk Üniversitesi Dr. Rıdvan Ege Hastanesi Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Semih Tangal ile Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Birol Yıldız, prostat kanseriyle mücadelede multidisipliner bir planlamanın şart olduğunu dile getirdi. Hastalığın ileri yaş ve aile öyküsüyle yakından ilişkili olduğunu hatırlatan uzmanlar, erken evrede belirti vermeden ilerleyebilmesi nedeniyle düzenli hekim değerlendirmesinin önemine dikkat çekti. Bu noktada hastaların yalnızca şikayetleri ortaya çıktığında değil, risk faktörleri doğrultusunda belirli aralıklarla kontrol edilmesi gerektiği ifade edildi. Böylece hastalığın seyri hakkında daha net bilgi edinilmesi ve tedavinin zamanında şekillendirilmesi mümkün hale geliyor.
Prostat kanserinin erken evrede herhangi bir yakınmaya yol açmayabileceğini belirten Prof. Dr. Tangal, hastalığın uzun süre sessiz bir şekilde ilerleyebildiğini söyledi. Kişinin idrarla ilgili bir şikayetinin bulunmamasının, prostat kanseri açısından risk taşımadığı anlamına gelmediğini vurgulayan Tangal, özellikle ileri yaş, aile öyküsü ve kişisel risk faktörlerinin dikkate alınarak hekimle birlikte bir kontrol planı oluşturulması gerektiğini aktardı. Tangal, herhangi bir şikayet bulunmasa dahi yıllık üroloji kontrolünün ihmal edilmemesi yönünde uyarıda bulundu. Bu yaklaşım, hastalığın erken safhada yakalanma olasılığını artıran temel adımlardan biri olarak öne çıkıyor.
Prof. Dr. Tangal, idrar yapmaya başlamada güçlük, idrar akımında zayıflama, sık idrara çıkma ve geceleri idrara kalkma gibi yakınmaların yalnızca prostat kanserine özgü olmadığını, bu belirtilerin prostatın iyi huylu büyümesi ve farklı ürolojik hastalıklar nedeniyle de ortaya çıkabileceğini belirtti. Her idrar şikayetinin kanser anlamına gelmediğini söyleyen Tangal, ancak yakınmaların yaşın doğal bir sonucu olarak görülüp ihmal edilmesinin de doğru olmadığını kaydetti. Şikayetlerin nedeninin belirlenmesi için mutlaka üroloji değerlendirmesi yapılması gerektiğini dile getiren uzman, bu süreçte hastanın genel sağlık geçmişinin de göz önünde bulundurulması gerektiğini sözlerine ekledi. Böylece hem gereksiz endişelerin önüne geçilmesi hem de olası ciddi durumların atlanmaması hedefleniyor.
PSA testinin prostat sağlığının değerlendirilmesinde kullanılan önemli araçlardan biri olduğunu, ancak test sonucunun tek başına kanser tanısı koydurmadığını belirten Prof. Dr. Tangal, PSA değerindeki yüksekliğin prostat kanserinin yanı sıra prostatın iyi huylu büyümesi, enfeksiyonlar ve farklı etkenlerle ilişkili olabileceğini söyledi. Bu nedenle sonucun; kişinin yaşı, aile öyküsü, muayene bulguları ve önceki PSA değerleriyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Tangal, gerekli görülen kişilerde prostat MR’ı ve biyopsi gibi ileri incelemelerden yararlanılabileceğini aktardı. Kontrollerin başlangıç zamanı ve sıklığının herkes için aynı olmadığını ifade eden Tangal, özellikle babasında veya kardeşinde prostat kanseri bulunan kişilerin aile öykülerini hekimleriyle paylaşmaları gerektiğini söyledi. Bu paylaşım, hekimin risk değerlendirmesini daha isabetli yapmasına yardımcı oluyor.
Prostat kanseri tedavisinde izlenecek yolun, hastalığın evresine ve kişinin genel sağlık durumuna göre farklılık gösterebildiğini belirten uzmanlar, her hastanın kendine özgü koşulları çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Prof. Dr. Birol Yıldız ile Prof. Dr. Semih Tangal, tanı sonrası sürecin yalnızca tek bir branşın kararıyla değil, üroloji, tıbbi onkoloji ve radyasyon onkolojisi gibi alanların ortak değerlendirmesiyle yürütülmesinin önemine işaret etti. Hastanın yaşam kalitesini korumaya yönelik seçeneklerin masaya yatırılması, tedavi başarısı kadar hastanın günlük yaşamını sürdürebilmesi açısından da belirleyici rol oynuyor ve bu çok yönlü yaklaşım, prostat kanseriyle mücadelede kişiye özel planlamanın temelini oluşturuyor.





