SON DAKİKA

GÜNDEM

Avrupa Birliği’nin Genişleme Gündeminde Kanada Sürprizi ve Türkiye’nin Bekleyişi

Avrupa kıtasının siyasi ve ekonomik bütünleşme projesi olan Avrupa Birliği, son yıllarda genişleme politikaları ve dış ortaklık modelleri konusunda alışılmadık bir dönemeçten geçiyor; Brüksel’in kapısında onlarca yıldır üyelik müzakereleri yürüten Türkiye gibi aday ülkeler bulunurken, birliğin gelecekteki yapısına dair farklı coğrafyalardan gelen arayışlar da gündeme taşınıyor. Bu tablonun en çarpıcı başlıklarından biri, Kuzey Amerika kıtasının önde gelen ülkelerinden Kanada’nın Avrupa Birliği ile kuracağı yeni ilişki biçimi oldu; Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in, Kanada’nın birliğe ilk ortak üye olarak katılmasına yönelik resmi bir öneri sunması, birliğin klasik üyelik ve komşuluk politikalarının ötesine geçen bir yaklaşımı işaret ediyor. Bu girişim, Türkiye’nin uzun süredir devam eden üyelik süreciyle yan yana değerlendirildiğinde, Avrupa’nın dış ilişkiler mimarisinde ne tür bir dönüşümün konuşulduğunu gözler önüne seriyor.

Von der Leyen’in açıklaması, Kanada ile Avrupa Birliği arasında mevcut iş birliğinin ötesine geçen bir ortaklık statüsü önerisi olarak gündeme yerleşirken, bugüne kadar Avrupa Birliği tam üyelik, adaylık, ortaklık anlaşmaları ve serbest ticaret düzenlemeleri gibi farklı çerçevelerle üçüncü ülkelerle ilişkilerini yürüttü. Kanada özelinde konuşulan ortak üyelik kavramı ise bu kategorilerin dışında, daha kapsamlı ama tam üyeliğin getirdiği bütün yükümlülükleri içermeyen bir modeli ifade ediyor; teklifin henüz resmi müzakere sürecine dönüşüp dönüşmeyeceği, üye ülkelerin bu yeni statüye nasıl yaklaşacağı ve hukuki çerçevenin nasıl kurulacağı ise şu an için netlik kazanmış değil. Bu belirsizlik, önerinin Avrupa başkentlerinde geniş bir tartışma başlatmasını kaçınılmaz kılıyor.

Türkiye’nin Avrupa Birliği ile ilişkileri, Kanada’ya yönelik bu yeni teklifin gölgesinde ayrı bir denklem oluşturuyor; Ankara, 1963’te imzalanan Ankara Anlaşması’ndan bu yana Avrupa’nın siyasi ve ekonomik yapılarıyla entegrasyon hedefini sürdürüyor ve 1999’da aday ülke statüsü kazanılması ile 2005’te başlayan müzakere başlıkları bu sürecin kilometre taşları oldu. Ancak geçen süre içinde üyelik müzakereleri fiilen durma noktasına geldi ve ilişkiler karşılıklı açıklamalarla şekillenen inişli çıkışlı bir seyir izledi; Kanada’nın ortak üyelik modeliyle gündeme gelmesi, Türkiye’nin on yıllardır beklediği tam üyelik perspektifinin nasıl konumlandığı sorusunu yeniden gündeme getiriyor. Brüksel’in yeni tür bir ortaklık arayışına girmesi, aday ülkeler nezdinde farklı beklentiler ve soru işaretleri doğuruyor.

Avrupa Birliği’nin genişleme gündemi, son yıllarda yalnızca Türkiye ile sınırlı değil; Batı Balkanlar, Ukrayna, Moldova ve Gürcistan gibi ülkeler de birliğe katılım konusunda farklı aşamalarda yer alıyor ve birliğin karar alma mekanizmaları, 27 üye ülkenin oybirliği gerektiren başlıklarda tıkanma riskiyle karşı karşıya kalarak yeni üyeliklerin hızını doğrudan etkiliyor. Böyle bir ortamda Kanada gibi coğrafi olarak uzak bir ülkeye ortak üyelik teklif edilmesi, Avrupa’nın stratejik önceliklerini gözden geçirdiği yorumlarına yol açıyor; kimi uzmanlar bu adımı transatlantik bağları güçlendirme hamlesi olarak okurken, kimi çevreler ise mevcut aday ülkeler açısından adil bir yaklaşım olup olmadığını tartışıyor. Ortaya çıkan tablo, Avrupa Birliği’nin hem coğrafi hem de siyasi sınırlarını yeniden tanımlama çabası içinde olduğunu gösteriyor.

Kanada ile Avrupa Birliği arasındaki ilişkiler, yeni tekliften önce de kapsamlı bir ekonomik ve stratejik zemine sahipti; iki taraf arasında yürürlükte olan Kapsamlı Ekonomik ve Ticari Anlaşma, karşılıklı ticaretin kurallarını belirleyen geniş bir çerçeve sunuyor ve yatırım ile hizmet ticaretini de kapsıyor. İklim değişikliğiyle mücadele, dijital dönüşüm ve güvenlik politikaları gibi alanlarda da ortak çalışma mekanizmaları bulunuyor; dolayısıyla ortak üyelik teklifi, sıfırdan kurulacak bir ilişki değil, mevcut iş birliğinin kurumsal bir üst çerçeveye taşınması anlamına geliyor. Bu yönüyle öneri, Avrupa Birliği’nin dış ilişkilerinde ekonomik ve stratejik ortaklıkları derinleştirme eğiliminin bir parçası olarak değerlendiriliyor.

Türkiye açısından bakıldığında ise asıl mesele, Avrupa Birliği’nin genişleme perspektifinin ne kadar canlı tutulduğu sorusunda düğümleniyor; uzun süredir donmuş durumda olan müzakere başlıkları, vize serbestisi ve Gümrük Birliği’nin güncellenmesi gibi başlıklar Ankara’nın öncelikli gündem maddeleri arasında yer alıyor. Kanada’ya yönelik ortak üyelik teklifi, bir yandan Avrupa’nın farklı ortaklık modelleri geliştirebildiğini gösterirken, diğer yandan aday ülkelerin hangi statüyle karşılanacağı konusundaki belirsizliği derinleştiriyor; Von der Leyen’in önerisi henüz bir müzakere metnine dönüşmüş değil ve Avrupa Birliği üyesi ülkelerin bu teklife vereceği yanıt, birliğin genişleme ve ortaklık politikalarının yönünü belirleyecek temel unsur olarak gündemdeki yerini koruyor.

İlgili Makaleler