Yeni eğitim-öğretim döneminin kapıları açılırken milyonlarca öğrenci için günlük yaşam düzeni baştan kuruluyor ve uyku saatlerinden ders çalışma programına, fiziksel aktiviteden ekran süresine kadar pek çok alışkanlık yeniden şekillenirken beslenme düzeni de bu tablonun merkezinde yer alıyor. Çocukluk çağında yeterli ve dengeli beslenmenin yalnızca büyüme ile gelişmeyi desteklemekle kalmadığı, aynı zamanda dikkat süresi, öğrenme kapasitesi, enerji seviyesi ve genel sağlık üzerinde belirleyici bir rol oynadığı ifade ediliyor.
Burtom Özlüce Tıp Merkezi’nde görev yapan Uzm. Dyt. Asu Kurtuluş, okul dönemine özgü beslenme alışkanlıklarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Uzun süren gece açlığının ardından güne kahvaltıyla başlamanın, çocuğun günlük beslenme düzeninin temel taşlarından biri olduğunu vurgulayan Kurtuluş, özellikle protein, kompleks karbonhidrat ve sağlıklı yağ kaynaklarının bir arada bulunduğu bir kahvaltının tercih edilmesi gerektiğini söyledi. Yumurta, peynir, süt veya yoğurt gibi protein kaynaklarının tam tahıllı ekmek, yulaf ve benzeri karbonhidrat kaynaklarıyla, ayrıca sebze ile meyvelerle birlikte tüketilmesinin dengeli bir öğün oluşturacağını belirtti. Her çocuğun sabah iştahının ve beslenme alışkanlığının birbirinden farklı olduğunu hatırlatan Kurtuluş, “Kahvaltıyı bir mücadele alanına dönüştürmek yerine çocuğun tüketebileceği uygun alternatifler sunmak daha doğru bir yaklaşım olacaktır” değerlendirmesinde bulundu.
Okulda geçirilen uzun saatler göz önüne alındığında beslenme çantasının içeriğinin ayrı bir önem kazandığını ifade eden Uzm. Dyt. Kurtuluş, çantada yalnızca paketli atıştırmalıklara yer verilmesi yerine farklı besin gruplarından seçeneklerin bulunmasının hedeflenmesi gerektiğini kaydetti. Buradaki amacın kusursuz bir beslenme çantası hazırlamak olmadığını dile getiren Kurtuluş, çocuğa gün içinde farklı besin gruplarına ulaşabileceği dengeli seçenekler sunmanın esas olduğunun altını çizdi. Böyle bir yaklaşımın, çocuğun okul saatleri boyunca kan şekeri dengesini korumasına ve öğleden sonra derslere olan ilgisinin düşmemesine katkı sağlayabileceği belirtiliyor. Beslenme çantasının içeriği kadar, bu içeriğin çocukla birlikte planlanmasının da alışkanlık kazanımında etkili olabileceği ifade ediliyor.
Çocukların okul sırasında oyun, ders ve sosyal etkinlikler nedeniyle susadıklarını fark etmeyebileceklerini hatırlatan Kurtuluş, yeterli sıvı alımının günlük yaşamın ayrılmaz bir parçası olduğunu vurguladı. Çocuğun okula kendi matarasını götürmesinin ve gün içinde düzenli olarak su içmeye teşvik edilmesinin sağlıklı bir alışkanlık oluşturabileceğini söyleyen Kurtuluş, şekerli içeceklerin günlük sıvı ihtiyacının temel kaynağı haline gelmemesi gerektiğine dikkat çekti. Su tüketiminin yeterli olmadığı durumlarda baş ağrısı, yorgunluk ve konsantrasyon güçlüğü gibi sorunların ortaya çıkabileceği, bunun da ders performansını olumsuz etkileyebileceği ifade ediliyor. Bu nedenle su içme alışkanlığının küçük yaşlardan itibaren günlük rutinin parçası haline getirilmesi öneriliyor.
Çocukların beslenmesinde sık yapılan hatalardan birinin bazı yiyecekleri tamamen yasaklı ilan etmek olduğunu aktaran Uzm. Dyt. Asu Kurtuluş, çikolata, kek, bisküvi veya benzeri ürünlerin tüketimini tamamen yasaklamak yerine bu ürünlerin günlük beslenmenin temelini oluşturmaması ve daha besleyici seçeneklerle dengelenmesi gerektiğinin öğretilmesi uyarısında bulundu. Kurtuluş’a göre çocuğa sağlıklı beslenmeyi öğretmenin en etkili yollarından biri, besinleri “iyi-kötü” şeklinde sınıflandırmak yerine çeşitlilik ve denge kavramını benimsetmektir. Bu yaklaşımın, yasaklayıcı tutumların çocuklarda yaratabileceği gizli yeme davranışının önüne geçilmesine yardımcı olabileceği değerlendiriliyor. Uzmanlar, ebeveynlerin kendi beslenme alışkanlıklarının çocuklar için en güçlü örnek olduğunu da hatırlatıyor.
Sağlıklı beslenmenin okul başarısıyla ilişkisi, yalnızca fiziksel sağlıkla sınırlı kalmıyor; bilişsel işlevler üzerinden de kendini gösteriyor. Düzenli öğünlerle beslenen çocukların dikkat süresinin uzadığı, öğrenme motivasyonunun arttığı ve okul ortamına daha kolay uyum sağladığı belirtiliyor. Beslenme düzeninin ailece planlanması, alışverişin birlikte yapılması ve mutfakta çocuğa küçük görevler verilmesi gibi yöntemlerin, sağlıklı tercihleri kalıcı davranışa dönüştürmede etkili olabileceği ifade ediliyor. Bu süreçte okul yönetimlerine ve öğretmenlere de önemli görevler düştüğü, kantinlerde ve yemekhanelerde sunulan seçeneklerin çocukların sağlıklı beslenme alışkanlığını destekleyecek şekilde düzenlenmesinin gerektiği vurgulanıyor. Aile, okul ve sağlık uzmanlarının ortak çabasıyla yürütülecek bir yaklaşımın, çocukların hem bugünkü sağlığını hem de ilerleyen yıllardaki beslenme tercihlerini biçimlendirebileceği belirtiliyor.





