İsrail’de 27 Ekim’de düzenlenmesi planlanan genel seçimlere az bir süre kala yayımlanan son kamuoyu araştırması, ülke siyasetinde belirsizliğin giderek derinleştiğini ve hiçbir siyasi bloğun tek başına iktidar kuracak güce ulaşamadığını ortaya koyuyor; çünkü ankete göre Başbakan Binyamin Netanyahu liderliğindeki iktidar koalisyonu da muhalefet bloğu da hükümet kurmak için gereken meclis çoğunluğuna ulaşamıyor ve bu tablo, seçim sonrasında uzun sürebilecek bir hükümet krizi ihtimalini gündeme getiriyor.
Araştırmaya katılanların yüzde 48’i başbakanlık koltuğunda Gadi Eisenkot’u görmek istediğini ifade ederken, kamuoyu yoklamasının dikkat çeken bir diğer sonucu Netanyahu’ya verilen desteğin sınırlı kalması oldu; başbakanı destekleyenlerin oranı yüzde 40 seviyesinde ölçüldü ve bu oran, iktidar bloğunun seçimden birinci çıkması halinde bile tek başına hükümet kuracak güce ulaşamayacağına işaret ediyor, muhalefet cephesinde ise benzer bir tablo var ve bloklar arasındaki denge hiçbir tarafa net bir üstünlük sağlamıyor.
Seçim sistemi gereği sandalye dağılımının bu oranlarla şekillenmesi koalisyon pazarlıklarını kaçınılmaz kılarken, Netanyahu’nun siyasi geleceği anket sonuçlarının ötesinde yargı süreçleriyle de iç içe geçmiş durumda; başbakan hakkında devam eden davalar seçim kampanyasının ana gündem maddelerinden birini oluşturuyor, destekçileri süreçleri siyasi bir müdahale olarak nitelerken muhalifleri hukukun üstünlüğü vurgusu yapıyor ve bu karşıtlık, seçmen tercihlerini doğrudan etkileyen bir faktör olarak dikkat çekiyor.
Anketlerdeki yüzde 40’lık destek oranı da bu kutuplaşmanın bir yansıması olarak okunurken, Gadi Eisenkot’un ankette öne geçmesi İsrail siyasetinde yeni bir denklemin konuşulmasına yol açtı; katılımcıların yaklaşık yarısının onu başbakanlıkta görmek istemesi seçmenin alternatif arayışını gösteriyor, Eisenkot’un güvenlik ve yönetim deneyimi kampanya döneminde tartışılan başlıklar arasında yer alıyor ve muhalefet partilerinin bu isim etrafında birleşip birleşemeyeceği belirsizliğini koruyor.
Seçim sonuçlarının nasıl şekilleneceği büyük ölçüde bu birleşme ihtimaline bağlı görünürken, İsrail’in karşı karşıya olduğu bölgesel gelişmeler seçim atmosferini doğrudan etkiliyor; Gazze’deki durum, Lübnan sınırındaki gerilim ve bölgesel aktörlerle yaşanan anlaşmazlıklar seçmenin güvenlik algısını şekillendiriyor, bu koşullar altında partiler kampanyalarını güvenlik ve istikrar temaları üzerine kuruyor ve seçim sonrası kurulacak hükümetin bu başlıklarda nasıl bir yol izleyeceği İsrail’in dış politikası açısından belirleyici olacak.
Anket sonuçları, seçim sisteminin doğası gereği koalisyon hükümetlerini zorunlu kılan yapıyı bir kez daha hatırlatırken hiçbir bloğun çoğunluğa ulaşamaması küçük partilerin pazarlık gücünü artırabilir; bu partilerin izleyeceği strateji hükümetin bileşimini belirleyebilir, seçim sonrası müzakerelerin uzaması halinde ülkenin siyasi istikrarı üzerinde baskı oluşabilir ve İsrail kamuoyu, sandık sonuçlarının ardından nasıl bir hükümet kurulacağını izliyor.





