Pulmoner hipertansiyon, kalpten akciğerlere kan taşıyan atardamarlardaki basıncın normalin üzerine çıkmasıyla ortaya çıkan bir dolaşım sistemi rahatsızlığı olarak tanımlanıyor ve bu hastalık çoğu zaman belirtilerini ilerleyen evrelere kadar gizli tuttuğu için tanı sürecini zorlaştırıyor. Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Çağlar Kaya, tedavi edilmediği durumda bu tablonun hastayı ani ölüme kadar götürebileceğini vurgulayarak erken teşhisin hayati rolüne işaret etti. Kaya, akciğere giden damardaki basınç yüksekliğinin yaşamı olumsuz etkileyen ve ani ölüme varan sonuçlar doğurabilen ciddi bir sağlık sorunu olduğunu belirterek, en önemli adımın bu hastalığın erken tanı ve teşhis edilmesi olduğunu söyledi. Hastalığın sıklıkla başka sağlık problemlerinin gölgesinde kalması ise tanı sürecini geciktiren en büyük etkenlerden biri olarak değerlendiriliyor.
Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanlığı, hastane bünyesinde hizmet veren Pulmoner Hipertansiyon Kliniği ile hastalığın erken teşhisine yönelik bir basın açıklaması düzenledi ve bu toplantıya Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Sedat Üstündağ ile Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Çağlar Kaya katıldı. Toplantıda konuşan Kaya, hastalığın kalpten akciğere kan taşıyan atardamarlardaki basınç yüksekliğinden kaynaklandığını anlatarak kalp ile akciğerin dolaşım sistemi içinde birbiriyle uyum içinde çalışan iki kritik organ olduğunu hatırlattı ve bu uyumun bozulmasının ciddi sonuçlar doğurabileceğini söyledi. Kaya, pulmoner hipertansiyonun tek bir nedene bağlı olmadığını, aksine yaklaşık 35-40 farklı durum ve hastalıkla ilişkilendirildiğini belirterek bu hastalıkların zamanla pulmoner hipertansiyon tablosuna zemin hazırlayabildiğini aktardı.
Klinik tablonun çabuk yorulma ve nefes darlığıyla kendini göstermeye başladığını ifade eden Kaya, ilerleyen süreçte başka hastalıklarla açıklanamayan nefes darlığı, bayılma ve göğüs ağrısı gibi şikayetlerin de tabloya eşlik edebildiğini dile getirerek bu belirtilerin hafife alınmasının hastalığın sessizce ilerlemesine ve tanının gecikmesine yol açtığını vurguladı. Dünya genelinde pulmoner hipertansiyonun nadir görülen ancak tanı konulmadığında yaşam süresini ciddi biçimde kısaltan bir hastalık olduğu bilinirken belirtilerin sıradan yorgunluk veya solunum yolu enfeksiyonlarıyla karıştırılması, hastaların çoğu zaman farklı branşlara başvurmasına ve doğru tanıya ulaşmasının aylar sürmesine neden oluyor. Kardiyoloji, göğüs hastalıkları ve romatoloji gibi farklı uzmanlık alanlarını ilgilendiren hastalığın multidisipliner bir yaklaşımla ele alınması gerektiği belirtilirken erken evrede yakalanan olgularda tedavi seçeneklerinin hastanın yaşam kalitesini belirgin şekilde artırabildiği ifade ediliyor.
Pulmoner hipertansiyonun ilerleyici yapısı, hastalığın yönetiminde düzenli takibin önemini artırırken sağ ventrikül üzerinde oluşturduğu sürekli yük, kalbin bu bölümünün zamanla zayıflamasına ve kalp yetmezliği tablosuna yol açabiliyor. Nefes darlığının eforla başlayıp dinlenme sırasında da devam etmesi hastalığın ilerlediğinin işareti olarak değerlendirilirken bayılma atakları ve göğüs ağrısı, hastalığın damar yatağında yarattığı değişimin ciddiyetini gösteren uyarıcı bulgular arasında yer alıyor. Uzmanlar, bu tür şikayetleri olan kişilerin vakit kaybetmeden kardiyoloji veya göğüs hastalıkları uzmanına başvurması gerektiğini söylüyor.
Tanı sürecinde ekokardiyografi, sağ kalp kateterizasyonu ve çeşitli görüntüleme yöntemleri kullanılarak akciğer damarlarındaki basınç ölçülüyor ve kesin tanı için altın standart olarak kabul edilen sağ kalp kateterizasyonu, hastalığın tipinin belirlenmesinde ve tedavi planının oluşturulmasında belirleyici rol oynuyor. Altta yatan romatolojik hastalıklar, doğumsal kalp anomalileri veya karaciğer rahatsızlıkları gibi eşlik eden durumların tespiti tedavinin seyrini doğrudan etkilerken hastalığın alt tiplerinin doğru ayrıştırılması, uygulanacak ilaç ve girişimsel tedavilerin seçiminde kritik bir adım olarak görülüyor.
Trakya Üniversitesi bünyesindeki Pulmoner Hipertansiyon Kliniği, bu alanda uzmanlaşmış kadrosuyla hastaların tanı ve tedavi sürecini tek merkezden yürütmeyi amaçlarken Doç. Dr. Çağlar Kaya’nın aktardığı bilgiler, hastalığın toplumda yeterince tanınmadığını ve farkındalığın artırılması gerektiğini gösteriyor. Kalp ve akciğer arasındaki dolaşım dengesinin bozulmasıyla ortaya çıkan bu tablonun, erken tanı konulduğunda yönetilebilir bir sağlık sorunu olduğu ifade edilirken uzmanlar, nefes darlığı ve çabuk yorulma gibi şikayetleri olan kişilerin bu belirtileri geçici saymaması gerektiğini vurguluyor.





