SON DAKİKA

DÜNYA

İngiltere’nin İsrail’e yaptırım kararı Batı ittifakında dengeleri sarsıyor

İsrail, kuruluşundan bu yana en ağır diplomatik sınavlarından biriyle karşı karşıya kalırken, Tel Aviv yönetiminin Batı Şeria’daki yerleşim faaliyetleri ve Gazze’ye yönelik askeri operasyonları, başta İngiltere olmak üzere pek çok Batılı başkentin sabrını taşırmış durumda. Yıllarca İsrail’in en güvenilir müttefikleri arasında yer alan ülkelerin yaptırım masasına oturması, Orta Doğu diplomasisinde uzun süredir görülmeyen bir cephe değişikliğine işaret ediyor ve bu tablo, bölgesel dengelerin yanı sıra transatlantik ilişkilerin geleceğini de doğrudan etkiliyor.

İngiltere’nin öncülüğünde atılan adım, tek başına bir tepki olarak kalmamış; Fransa, İsveç, Danimarka, İspanya, Finlandiya, İrlanda, Norveç, Polonya, Portekiz, İzlanda ve Kanada’nın katılımıyla geniş bir koalisyon hamlesine dönüşmüş durumda. Toplamda on iki ülkenin ortak tutum sergilemesi, İsrail’in uluslararası arenada yalnızlaşma riskini ciddi biçimde artırırken, yaptırımların gerekçesi olarak Batı Şeria’daki yerleşimci şiddeti ve toprak gaspları ile Gazze’deki sivil kayıplar gösteriliyor. İlgili ülkelerin ortak açıklamalarında, atılan adımların İsrail halkına değil, hükümetin politikalarına yönelik olduğu vurgulanıyor.

İngiltere Başbakanı Andy Burnham, kararın ardından yaptığı değerlendirmede ülkesinin Gazze konusunda geç kaldığını kabul ederken, sosyal medya üzerinden paylaştığı mesajda yaşanan acılar sürerken ve iki devletli çözüm vizyonu baskı altındayken hareketsiz kalmanın mümkün olmadığını ifade etti. Yaptırımların dikkatli bir değerlendirme sürecinin sonucunda alındığını belirten Başbakan, hedefin İsrail hükümetinin kabul edilemez politikaları olduğunu, bunun İsrail halkına yönelik bir hamle anlamına gelmediğini söyleyerek pozisyonunu netleştirdi. Burnham ayrıca 7 Ekim saldırılarının Gazze’de yaşananları meşrulaştıramayacağını savundu.

İngiliz hükümetinin kararı, ülke bürokrasisinde de geniş yankı bulurken, İsrail Yayın Kurulu’na konuşan ve kimliği açıklanmayan üst düzey bir yetkili, yıllardır sürdürülen diplomatik çabaların somut sonuç üretmediğini belirterek “Sabrımız tükendi” değerlendirmesinde bulundu. Yetkili, İsrail’in Batı Şeria’daki E1 projesini hayata geçirmesinin bardağı taşıran son damla olduğunu dile getirirken, konunun antisemitizm tartışmalarıyla geçiştirilemeyecek kadar geniş kapsamlı olduğunu ve partiler üstü bir nitelik taşıdığını öne sürdü.

Yaptırım kararının açıklanmasının hemen ardından ABD’nin Tel Aviv Büyükelçisi Mike Huckabee’den Londra’ya yönelik sert bir tepki gelirken, Huckabee, İngiltere’yi ekonomik ilişkiler üzerinden tehdit ederek “iş yapamaz hale gelirsiniz” ifadesini kullandı. Ancak Axios’a konuşan ABD’li üst düzey yetkililer, büyükelçinin Washington ile herhangi bir koordinasyon sağlamadan hareket ettiğini savundu ve bu durum, İsrail yanlısı tutumuyla bilinen Huckabee’nin kendi yönetimi nezdinde zor durumda kalmasına yol açtı. ABD yönetiminin yaptırımlara karşı çıkmadığı yönündeki bilgiler, Washington’un tutumundaki değişimin sinyali olarak okunuyor.

İsrail cephesinde ise kriz, İngiltere’nin Filistin nezdindeki diplomatik varlığını hedef alan bir söylem üzerinden yönetilirken, Tel Aviv yönetiminin yaptırımları Londra’nın bölgedeki temsilciliklerine yönelik baskı aracı olarak kullanmaya çalıştığı iddia ediliyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın yaptırım kararı öncesinde Burnham ile telefon görüşmesi gerçekleştirdiği ve görüşmede herhangi bir itiraz dile getirmediği belirtilirken, İngiltere’nin kuruluş sürecindeki tarihsel rolü düşünüldüğünde bu krizin İsrail diplomasisi açısından ayrı bir ağırlık taşıdığı değerlendiriliyor.

İlgili Makaleler