Yerel yönetimlerde temsil ve çoğunluk dengelerinin en hassas sınavlarından biri olarak görülen başkan vekili seçimi, Üsküdar Belediyesi özelinde yeni bir kırılma noktasına dönüşmüş durumda ve belediye meclisi, Belediye Başkanı Sinem Dedetaş’ın tutuklanmasının ardından boş kalan başkan vekilliği koltuğunu doldurmak için ikinci kez toplandı ancak bu girişim de sonuçsuz kaldı. Toplantı, meclis salonunda bulunan üye sayısının karar alabilmek için gereken eşiğin altında kalması nedeniyle 8 Eylül Salı gününe bırakıldı ve böylece belediyedeki yönetim boşluğu, ilk seçimin yapıldığı 5 Ağustos’tan bu yana yaklaşık bir aylık süreyi kapsayan bir belirsizlik tablosu içinde devam ediyor.
Meclis Birinci Başkanvekili Ali Aral’ın yönetiminde gerçekleştirilen oturum, yoklama sonrası salonda 22 meclis üyesinin hazır bulunduğunun tespit edilmesiyle daha başlangıç aşamasında tıkandı ve Aral, toplantının açılabilmesi için gereken salt çoğunluğun sağlanamadığını dile getirerek oturumu kapattı. Başkanvekili, mevcut üye sayısının yeterli çoğunluğa ulaşmadığını belirterek toplantıyı 8 Eylül Salı günü sabah 09.00’a ertelediğini duyurdu ve salonun basın mensuplarına kapalı tutulduğu oturum, belediyenin internet üzerinden yaptığı çevrim içi yayın aracılığıyla dışarıdan izlendi.
Yoklama sırasında dikkat çeken ayrıntılardan biri, CHP Grubu’na mensup meclis üyelerinin toplantıya katılmamış olmasıydı ve bu durum, geçtiğimiz ay yapılan ilk seçimde yaşanan gerilimin ve hukuki itiraz sürecinin henüz kapanmadığını gösteriyor. Belediye binası önünde alınan geniş güvenlik önlemleri de toplantının olağan bir meclis oturumundan çok daha farklı bir atmosferde geçtiğine işaret etti ve katılım eksikliği, karar alma mekanizmasını fiilen kilitleyerek seçimin üçüncü kez ertelenmesine yol açtı.
Sürecin geçmişi, Üsküdar’daki tablonun yalnızca bir katılım sorunundan ibaret olmadığını ortaya koyuyor; Belediye Başkanı Sinem Dedetaş’ın tutuklanmasının ardından düzenlenen ilk başkan vekili seçiminde CHP’den 28, Cumhur İttifakı’ndan 17 üye oy kullanmıştı. 5 Ağustos’ta yapılan bu oylamada CHP’nin adayı Sibel Tan Çetinkaya, aldığı 22 oyla başkanvekili seçilmişti ancak sonuç, itirazları da beraberinde getirmiş ve seçimin hukuki zeminini tartışmalı hale getirmişti.
Oylama sonrasında bazı oy pusulalarına ilişkin karşılıklı itirazlar gündeme gelmişti ve AK Parti Grubu, Meclis Divanı’na bir itiraz dilekçesi sunmuş, ardından iki ayrı suç duyurusunda bulunmuştu. İstanbul 2. İdare Mahkemesi, bu itiraz üzerine Üsküdar Belediyesi’ndeki başkan vekilliği seçiminde yürütmeyi durdurma kararı verdi ve böylece 5 Ağustos’ta yapılan seçim, hukuki bir belirsizliğin içine sürüklendi ve belediyedeki yönetim yapısı askıya alınmış oldu.
Hukuki sürecin devam ettiği dönemde meclis aritmetiğini değiştiren bir başka gelişme yaşandı ve CHP’li meclis üyeleri Ahmet Başbaydar, Ayhan Aydın, Hüseyin Kazan ve Tahsin Usta’nın AK Parti’ye katılmasıyla meclisteki güç dengeleri yeniden şekillendi. Bu geçiş, hem çoğunluk hesaplarını hem de olası bir seçimin sonucunu doğrudan etkileyebilecek nitelikte olduğu için üye sayısındaki değişim, 8 Eylül’de yapılacak oturumun seyrini belirleyecek en kritik değişkenlerden biri olarak değerlendiriliyor.
Üsküdar’daki süreç, yerel siyasette çoğunluk ve temsil ilişkilerinin ne kadar kırılgan olabileceğini gösteren bir örnek olarak okunabilir ve belediye başkanının tutuklanmasıyla başlayan, seçim, itiraz, yürütmeyi durdurma ve parti değiştirme hamleleriyle ilerleyen bir zincir, belediyenin gündelik işleyişini de etkiliyor. Alınacak kararların askıda kalması, hizmetlerin yürütülmesi ve belediye meclisinin işlevselliği açısından pratik sonuçlar doğuruyor ve meclisin karar alabilmesi için gereken çoğunluğun sağlanamaması, bu tablonun yalnızca siyasi değil aynı zamanda idari bir mesele olduğunu da gözler önüne seriyor.
8 Eylül’de yapılması planlanan oturumda tarafların tutumu, belediyedeki tıkanıklığın aşılıp aşılamayacağını belirleyecek ve CHP Grubu’nun toplantıya katılıp katılmayacağı, AK Parti’nin izleyeceği çizgi ve hukuki sürecin seyri, seçimin kaderini etkileyecek unsurlar arasında yer alıyor. Meclis çoğunluğunun sağlanamadığı bir oturumun yinelenmesi halinde ise belediyedeki belirsizliğin daha da derinleşme riski bulunuyor ve tarafların açıklamaları ve mahkeme kararının uygulanma biçimi, sürecin yönünü şekillendirecek temel başlıklar olarak masada duruyor.





