SON DAKİKA

EĞİTİM

Rekabetin en üst diliminde artık vakıf üniversiteleri öne geçiyor

Türkiye’de üniversiteye yerleşme süreci, yalnızca adayların geleceğini belirlemekle kalmıyor, aynı zamanda yükseköğretim politikalarının şekillenmesi ve kurumlar arasındaki prestij yarışının izlenmesi açısından da her yıl kritik bir veri kaynağı oluşturuyor. Özellikle sınavın en tepesindeki öğrencilerin tercih haritası, eğitim kalitesine ilişkin toplumsal algıların ve üniversitelerin piyasadaki konumunun en somut göstergelerinden biri olarak kabul ediliyor ve bu nedenle akademi çevrelerince yakından takip ediliyor. Bu yılki yerleştirme sonuçları, geçmiş yıllardan farklı bir biçimde dikkatleri üniversite sayısındaki artıştan ziyade en başarılı adayların yöneldiği kurum türüne çevirmiş durumda. Kontenjanların büyük bölümünün dolmuş olması kuşkusuz memnuniyetle karşılanırken, ortaya çıkan tablo eğitimdeki fırsat eşitliği tartışmalarını yeniden alevlendiriyor ve bu tartışmaların odağında ise devlet üniversitelerinin köklü geçmişine rağmen yaşanan kırılma yer alıyor.

Yükseköğretim Kurulu’nun geçtiğimiz hafta kamuoyuyla paylaştığı verilere göre, sayısal, sözel ve eşit ağırlık puan türlerinde ilk bine giren adayların hangi bölümlere yerleştiği açıklandı, ancak bu verilerin en başarılı öğrencilerin hangi üniversiteleri tercih ettiğine dair ayrıntılı bir dökümü içermediği görüldü. Uzun yıllardır merkezi sınav sonuçlarını titizlikle analiz eden Rehberlik Uzmanı Salim Ünsal, bu kez çalışmasını ilk bindeki öğrencilerin üniversite dağılımı üzerine yoğunlaştırdı ve hazırladığı tablolar alışılagelmiş kalıpların dışına çıkan çarpıcı bir gerçeği ortaya koydu. Buna göre, kontenjanlarının tamamını yalnızca ilk 500 sıradaki adaylarla dolduran programların neredeyse tamamı vakıf üniversitelerinde bulunuyor, bu durum ise özel üniversitelerin en başarılı öğrencileri çekme konusundaki stratejilerinin ne denli etkili olduğunu açıkça gösteriyor.

İlk 500 sıradaki öğrencilerle kontenjanlarını dolduran 32 programın yalnızca ikisi devlet üniversitesinde yer alırken, bunların da Galatasaray Üniversitesi’nin hukuk ve iletişim fakülteleri olduğu görülüyor ve bu bölümlere toplamda 427 öğrenci yerleşmiş durumda. Bu öğrencilerin yalnızca 60’ı Galatasaray Üniversitesi’ni tercih ederken, kalan 367 başarılı öğrenci ise öğrenim hayatına vakıf üniversitelerinde devam etme kararı almış, bu programların büyük çoğunluğunun burslu kontenjanlardan oluşması da dikkatlerden kaçmıyor. Rehberlik Uzmanı Ünsal, bu bölümlerde burslu ve ücretli öğrenciler arasındaki başarı sırası farkının oldukça açıldığına dikkati çekerek, bu durumun özel üniversitelerin izlediği satış stratejisinin bir parçası olduğunu ve maddi imkanların yanı sıra farklı avantajların da öğrencileri cezbettiğini belirtiyor.

İlk 500’den öğrenci alarak kontenjanlarını dolduran okullar arasında Medipol, Koç, TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi, Acıbadem, Bilkent, Sabancı, İstanbul Ticaret ve Özyeğin gibi kurumlar yer alıyor ve bu kurumların bazılarında oldukça çarpıcı yerleştirme sonuçları elde edilmiş durumda. Örneğin, Medipol Tıp Fakültesi’nin üç kişilik burslu kontenjanına birinciler arasından öğrenci yerleşirken, yedi kişilik ücretli kontenjanı da ilk 27 sıradaki adaylar tarafından dolduruldu, Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin 11 kişilik burslu kontenjanına ise ilk 65 sıradaki öğrenciler yerleşti. Bu veriler, tıp alanındaki en gözde programların artık devlet üniversitelerinden ziyade özel okullarda yoğunlaştığını açıkça gösteriyor, ancak en yetenekli öğrencilerin vakıf üniversitelerine yönelmesinin ardında yalnızca sunulan burs ve cep harçlığı gibi maddi teşviklerin bulunmadığı da değerlendiriliyor.

Uzmanlar, bu tercih eğiliminde mezuniyet sonrası iş bulma kolaylığı, nitelikli yabancı dil eğitimi, geniş laboratuvar ve araştırma olanakları ile sosyal imkanların belirleyici rol oynadığını ifade ediyor, vakıf üniversitelerinin uluslararası akreditasyonlara verdiği önem ve sektörle kurduğu güçlü iş birlikleri de öğrencilerin gelecek planlarını doğrudan şekillendiriyor. Öte yandan bu tablo, devlet üniversitelerinin özellikle mühendislik ve temel bilimler gibi alanlardaki çekim gücünün sorgulanmasına neden oluyor, köklü bir geçmişe sahip olan Boğaziçi Üniversitesi’nin bazı bölümlerinde yaşanan sıralama düşüşünün ise ayrıca ele alınması gerektiği vurgulanıyor. Bu durum, yalnızca tercih dönemlerinde değil, eğitim politikalarının uzun vadeli planlamasında da dikkate alınması gereken önemli bir gösterge olarak değerlendiriliyor ve kurumların kendilerini konumlandırma biçimlerinin öğrenci tercihlerini doğrudan etkilediği gerçeğini gözler önüne seriyor.

Rehberlik Uzmanı Salim Ünsal, hazırladığı tablolarla ilgili yaptığı açıklamada, bu verilerin devletin tercih edilmediği anlamına gelmeyeceğini, aksine vakıf üniversitelerinin uyguladığı stratejilerin başarısını gösterdiğini söyledi ve en üst sıradaki öğrencilerin büyük bir bölümünün vakıf çatısı altında toplanmasının, bu kurumların yetenekli gençleri kendine çekme konusunda ciddi bir mesafe kat ettiğini ortaya koyduğunu belirtti. Ankara merkezli bu analizler, yükseköğretimdeki rekabetin her geçen yıl daha da kızıştığı bir ortamda, ilk 500’deki öğrencilerin büyük bölümünün vakıf üniversitelerindeki burslu programlarda toplanmasının bu rekabetin en üst dilimdeki yansıması olduğunu gösteriyor ve özel üniversitelerin izlediği stratejilerin ne denli etkili olduğunu gözler önüne seriyor.

İlgili Makaleler