SON DAKİKA

SİYASET

Bahçeli’nin seçim sistemi çıkışı muhalefetin işbirliği arayışlarını hedef alıyor

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin son günlerde gündeme getirdiği seçim sistemi ve Siyasi Partiler Yasası değişikliği çağrısı, Türkiye’nin yaklaşan seçim takvimine ilişkin siyasi hesapları yeniden hareketlendirdi ve Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin korunması gerektiğini vurgulayan bu çıkış, iktidar ile muhalefet arasındaki seçim stratejilerinin yeniden şekillenmesine yol açacak bir tartışmanın kapısını araladı. Ankara kulislerinde, bu hamlenin yalnızca mevcut yönetim modeline destek vermekten öte, gelecek seçimlerde muhalefetin elini zayıflatacak yeni bir hukuki altyapı kurma amacı taşıdığı yorumları yapılıyor ve özellikle muhalefet partilerinin son dönemde sıkça dile getirdiği ortak liste ile seçim ittifakı formüllerinin bu düzenlemelerle sınırlandırılmak istendiği ifade ediliyor.

Edinilen bilgilere göre MHP, yürütme yetkisinin büyük ölçüde cumhurbaşkanında toplandığı mevcut modelin muhafaza edilmesinden yana ve partinin, sistemin iki ana siyasi blok etrafında örgütlenmesini sağlayacak biçimde seçim mevzuatının yeniden ele alınması gerektiğini savunduğu öne sürülüyor. Bu kapsamda, resmî seçim ittifaklarının korunarak sürdürülmesi, buna karşılık ittifak çatısı altında olmayan ve partilerin girişimiyle oluşan seçim işbirliklerinin çok daha açık ve bağlayıcı kurallara tabi tutulması seçenekleri üzerinde duruluyor; iktidar cephesindeki bazı isimlerin, mevcut Cumhur İttifakı modelinin seçim güvenliği açısından önemine vurgu yaptığı ve bu nedenle yapılacak düzenlemenin ittifak sistemiyle çelişmemesi gerektiğini dile getirdiği belirtiliyor. Diğer taraftan, yapılacak bir yasa değişikliğinin yalnızca seçim ittifaklarını değil, partilerin iç işleyişini ve milletvekillerinin siyasi hareketliliğini de doğrudan etkileyecek boyutları olduğu kaydediliyor ve kulislerde üzerinde en çok durulan başlıklardan birini, farklı partilere mensup isimlerin bir başka siyasi partinin listesinden aday gösterilmesi konusu oluşturuyor.

Mevcut yasal çerçeve, bir partinin kendi üyesi olmayan kişileri de milletvekili adayı olarak gösterebilmesine imkân tanıyor ve bu düzenleme sayesinde, görece düşük oy oranına sahip küçük partiler, daha geniş seçmen kitlesine ulaşabilen büyük bir partinin listesinden seçime katılma şansı elde ediyor. Seçimi kazanan isimlerin daha sonra kendi siyasi kimliklerine dönebilmesi ise muhalefet cephesinde sıkça başvurulan bir yöntem olarak öne çıkıyor ve bu nedenle, bahse konu yöntemin kullanım alanını daraltmak için adaylara belirli bir süre parti üyeliği şartı getirilmesi gibi seçenekler masada tutuluyor. Ayrıca ortak listelerin resmî seçim işbirliği kapsamında değerlendirilmesi veya seçim sonrasında gerçekleştirilecek parti değişikliklerine yönelik yeni kurallar konulması ihtimalleri de tartışılan konular arasında yer alıyor ve Siyasi Partiler Yasası’nda yapılması olası bir değişikliğin kapsamının yalnızca seçim dönemleriyle sınırlı kalmayabileceği, aynı zamanda Meclis’teki grup kurma süreçlerini ve milletvekili transferlerini de etkileyebileceği anlaşılıyor.

İktidar cephesinde, seçimlere katılma yeterliliğinin milletvekili transferi veya sonradan oluşturulan Meclis grupları üzerinden aşılmaya çalışılmasının önüne geçilmesi gerektiği yönünde görüşler bulunuyor ve bu perspektiften bakıldığında, yapılacak düzenlemenin muhalefetin seçime tek listeyle girme arayışlarını doğrudan etkileyeceği belirtiliyor. Zira böyle bir değişiklik, farklı partilerin seçim işbirliği yapmasını hukuken daha karmaşık hale getirebilir ve mevcut ittifak dengesini koruyarak muhalefetin geniş katılımlı bir ittifak kurmasını zorlaştırabilir, bu durumun özellikle seçim barajı riski bulunan küçük partilerin büyük partilerin kanatları altına girmesini engelleyerek muhalefetin oy kaybına uğramasına neden olabileceği yorumları yapılıyor. Bahçeli’nin daha önce de yaptığı açıklamalarda “sistemin ruhuna uygun” yeni bir seçim ve siyasi partiler mevzuatına işaret ettiği hatırlanıyor ve bu kez yaptığı çıkışın, AKP içinde Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin değiştirilmesine yönelik süren tartışmalara bir mesafe koyma amacı taşıdığı değerlendiriliyor. MHP liderinin, sistemin ana hatlarıyla korunmasını isterken seçim mevzuatının değiştirilmesini istemesi, partisinin mevcut yönetim modelinden taviz vermek istemediği ancak bu modelin işleyişine yönelik bazı revizyonları gerekli gördüğü şeklinde yorumlanıyor ve Cumhur İttifakı’nın resmî ittifak modelini muhafaza etme isteği, muhalefetin çatı parti veya milletvekili transferi yoluyla geliştirebileceği alternatif seçim stratejilerine karşı hukuki bir savunma hattı oluşturma çabası olarak görülüyor. Önümüzdeki dönemde yasama organında bu konulara ilişkin yapılacak çalışmaların, Türkiye’nin seçim siyasetinde yeni bir dönemin başlangıcına işaret edip etmeyeceği merak ediliyor ve muhalefet partilerinin ise bu gelişmelere yönelik net bir tavır almakta geciktiği, konuya ilişkin henüz kapsamlı bir açıklama yapmadıkları görülüyor.

Ancak, seçim sisteminde yapılacak herhangi bir değişikliğin muhalefetin ana stratejilerinden biri olan geniş katılımlı seçim işbirliğini hedef aldığı açık ve siyasi partiler arasındaki diyaloğu ile uzlaşma kültürünü zayıflatabilecek bu tür düzenlemelerin, demokratik rekabet ortamına etkilerinin ne olacağı ise siyasi gözlemcilerin üzerinde durduğu bir diğer önemli başlık olarak öne çıkıyor. Parti içi demokrasiden milletvekillerinin bağımsızlığına kadar pek çok konuyu ilgilendiren yasa değişikliğinin, toplumun farklı kesimlerinden gelecek tepkileri de beraberinde getirmesi bekleniyor ve konunun uzmanları, seçim mevzuatının tüm siyasi aktörlerin üzerinde mutabık kaldığı geniş katılımlı bir uzlaşmayla ele alınması gerektiğini vurguluyor. Aksi halde, çoğunluk partisinin inisiyatifiyle yapılacak bir düzenlemenin, ülkede siyasi kutuplaşmayı daha da derinleştirebileceği ifade ediliyor ve kurulacak yeni hukuki çerçevenin, partilerin seçimlere katılım biçimlerini ve milletvekillerinin görev süreleri boyunca siyasi hareketliliklerini doğrudan belirleyeceği için son derece kritik bir öneme sahip olduğu anlaşılıyor. Bu durum, yalnızca seçim dönemlerinde değil, seçimlerin ardından oluşacak Meclis aritmetiğini ve hükümet kurma süreçlerini de etkileme potansiyeli taşıyor ve uzmanlar, milletvekili transferine getirilecek sınırlamaların, temsil ile sadakat arasındaki hassas dengeyi yeniden tanımlayabileceğine dikkat çekiyor. Bahçeli’nin gündeme getirdiği bu konunun, Türk siyasetinde uzun süre tartışılacağı anlaşılıyor; ancak asıl belirleyici olan, bu tartışmaların ne kadarının yasalaşarak hayata geçirileceği olacak.

İlgili Makaleler